| HABERLER
VE DUYURULAR
Dünyadaki
yolsuzlukları Türk kadını araştırdı
 |
Milliyet
Gazetesi - 26 Eylül 2004
Dikkat:
Bu kitaptan edinmek isterseniz icc-tr@tobb.org.tr
adresine mesaj gönderebilirsiniz. |
Finansçı
Güler Manisalı Darman, Koç Holding Onursal Başkanı
Rahmi Koç'un da bir dönem başkanlığını yaptığı,
Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) için bir
kitap hazırladı. Adı 'Dünyada Kurumsal Yönetim.'
Darman, 1919'da kurulan ICC tarihinde yayın
yapan ilk Türk ve ilk kadın araştırmacı. Kitap
aynı anda 100'ün üzerinde ülkede satışa çıkarıldı.
Darman yakında Çin ve Güney Kore'den başlayarak
dünyanın birçok ülkesinde tanıtımını yapacak.
Yazım öncesi 40 bin sayfa tarayan Darman, Paris,
Hong Kong, New York gibi finans merkezlerinde
uluslararası şirket ve bankaların görüşlerini
almış. Dünya gündemine oturan şirket skandallarını
ve nedenlerini incelemiş. ICC'nin Finans Komitesi
ve Finansal Hizmetler Komisyonu üyeliklerini
yürüten Darman, elde ettiği belgeler üzerinden
uluslararası kapitalizmin ve şirketlerin çöküş
ve yükselişini çözümlemiş
AHMET
ERHAN ÇELİK
Bir
dönem Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç'un
başkanlığını yaptığı ve 130 ülkenin odalarını
biraraya getiren Milletlerarası Ticaret Odası
(ICC) geçen hafta yeni bir kitap yayımladı.
Yöneticilere rehber olması için hazırlanan kitabın
adı 'Dünyada Kurumsal Yönetim.'
Kitabın
yazarı, Türkiye'nin en büyük holdinglerinden
birinde finans koodinatörlüğü yapan Güler Manisalı
Darman. Darman, 1919 yılında kurulan ICC tarihinde
yayın yapan ilk Türk ve ilk kadın araştırmacı.
Koç'un da görüş verdiği kitap aynı anda 100'ün
üzerinde ülkede satışa çıkarıldı.
Darman
yakında Çin ve Güney Kore'den başlayarak dünyanın
birçok ülkesinde tanıtımını yapacağı kitabını
şöyle anlattı:
"Yaklaşık 40 bin sayfa taradım, yazımı üç yıl
sürdü. Paris, Hong Kong, New York gibi finans
merkezlerinde biraraya geldiğim uluslararası
şirket ve bankaların görüşlerini aldım. Bizzat
kitaba görüşü veren kurumlar oldu. Örneğin Brezilya
Borsası Bovespa kendi deneyimini, Novo Mercado
adı verilen yönetim ilkelerini anlattı. 1 trilyon
dolarlık fon yöneten State Street Global Advisors'ın
CEO'su Vincent Duhammel'in katkıları oldu. Endonezya'nın
en büyük şirketlerinden biri olan Austindo Nusandra
Jaya'nın (ANJ) CEO'su George S. Tahija kurumsal
yönetimle ilgili özel görüşlerini kitaba aktardı."
ICC'nin
Finans Komitesi ve Finansal Hizmetler Komisyonu
üyeliklerini yürüten Darman, Paris, Hong Kong,
New York gibi finans merkezlerinde yaptığı görüşmeler
ve elde ettiği belgeler üzerinden uluslararası
kapitalizmin ve şirketlerin çöküş ve yükselişini
çözümledi. İşte kitaptan bazı notlar:
Parmalat'ı
ahbap - çavuşluk çökertti
Parmalat skandalı 500 milyon euroluk bononun
itfa edilememesi üzerine patlak verdi. Bank
of America 19 aralık 2003 tarihinde Parmalat'ın
Cayman adalarında kurulu off - shore şirketi
Bonlat'ın muhasebesinde 3 milyar 950 milyon
euroluk sahtekârlık yapıldığını açıkladı. Bağımsız
denetim şirketlerinin suçlandığı skandala "Avrupa'nın
Enron'u" adı verildi. Parmalat çöktü. Peki neden?
Parmalat'ın yönetim kurulu patron ailenin üyelerinden
oluşuyordu. 13 kişilik yönetim kurulunda 3 bağımsız
üye yeralıyordu. Ama bağımsız üyelerden biri
Parma'daki bir bankanın eski başkanı, biri de
en büyük alacaklı konumundaydı. Yani yönetim
'yumuşak ilişkilere' (soft style) dayanıyordu.
Kimin eli kimin cebinde belli olmazken, yönetim
kurulu üyeleri birbirinin ayağına basmadan işleri
yürütmenin yollarını bulmuştu. İngilizce'deki
soft style kavramını, ahbap çavuş ilişkisini
anlatan 'crony' kelimesiyle açıklamak mümkün.
Yani Parmalat'ı çökerten 'ahbap çavuş kapitalizmi'
(Crony capitalism) oldu.
Bankalar
sorumlu tutuldu
İtalyan hükümeti Parmalat'ın başına kayyum olarak
Enrico Bondi'yi atadı. Financial Times 10 Ağustos
2004 tarihli nüshasında Bondi ve soruşturmayı
yürüten müfettişlerin Parmalat'ın batışında
Deutsche Bank, Citigroup, Bank of America, Morgan
Stanley, Banca Intesa, UBS gibi dünyanın önde
gelen bankaların sorumlu olduğundan 'emin olduklarını'
yazdı. Çünkü bu bankalar durum kötüye gittiği
halde Parmalat'ın bonolarını satmaya ya da kredi
açmaya devam etti.
Enron'da
yönetici sömürüsü
Yumuşak ilişkilerin çökerttiği diğer uluslararası
dev Enron şirketi oldu. Yöneticiler birbirini
idare ederken değirmen taşı ezildi, Enron yolsuzluk
tarihinin simgelerinden biri oldu. Olay, profesyonel
yöneticilerin bir şirketi nasıl sömürebileceğine
tanıklık etti.
Enron'da, kredi alınan bankanın eski yöneticisi
Enron yönetimine girdi. Bu kişi, yönetim kurulu
başkanının mezun olduğu okula yaptığı olağandışı
bağışlara göz yumdu. Bir diğeri öbürünün kendine
ürettiği prime onay verdi. Kötü yönetim uygulamaları
domino taşları gibi ayakta kalan her değeri
yere sererken, Amerikan iş dünyası Enron'la
birlikte çifte kayıt yolsuzluğunu tanıdı, bağımsız
denetim şirketlerine güven sarsıldı.
Almanlar
sorgulamaya başladı
İngiliz Vodafon şirketi 2000 yılında Mannesman'ı
satın aldı. Dünyanın en büyük bankaları arasında
yeralan Deutsche Bank'ın başındaki Josef Ackermann
ve 5 eski yöneticinin satış operasyonundan 75
milyon dolar prim aldığı iddia edildi. Ackermann
aklandı ama satış priminin mantığını kavrayamayan
Alman halkı iş aleminin etik değerlerini sorgulamaya
başladı.
Darman'ın
tezleri
Darman'ın açıklayarak aktardığı tespitler örnek
vakalarla uzayıp gidiyor. Tespitler üzerinden
oluşturulan tezler ise şöyle:
Kurumsal yönetim kavramının hareket noktası
şirketlerde yönetim, icra ve denetim fonksiyonlarının
ayrılmasını öngörüyor. Ancak bu konuda tek bir
model yok. Her ülkenin ticari kuralları ve kütürü
çok farklı. Bu nedenle yasalar yerine ahlaki
kuralların sistemleşmesi fikri dünyayı sarmaya
başladı.
Şirket yönetim tarzları Anglo - Sakson ve Japon
- Alman ekolü olarak tanımlanabilecek iki grupta
toplanıyor. Anglo - Sakson anlayışta patron,
şirketin durumunu kârına bakarak kavrıyor. Muhasebe
kayıtları sahte bile olsa kâr görünüyorsa mesele
kalmıyor.
Anglo - Sakson anlayışının zaaflarını en berrak
biçimde veren ülke Çin oldu. Çin yoğun özelleştirmeler
yaptı. Yüksek kâr elde ettikleri görülen şirketlere
ilgi büyük oldu. Ancak şirketleri devralanlar
devir operasyonu sonrası şok oldu; çünkü şirketler
makyajlanmıştı. İhaleleri kazananların kâr projeksiyonları
havada kaldı.
Doğu'da mali kriz Batı'da skandal
Japon - Alman tarzında esas olan hissedarlar
değil kurumsal paydaşlar. Yöneticiler sadece
hissedarların değil şirket faaliyetlerinden
menfaat sağlayan (tüketiciler, borç verenler
vs.) her unsuru dikkate alarak karar oluşturuyor.
Sermaye gereksiniminde öncelik menkul kıymet
borsaları ya da tahvil piyasası değil bankalar
oluyor. Amerikan şirketlerinin büyüme hızı Japon
ve Alman şirketlerine göre daha yüksek. Çünkü
sermaye maliyetleri daha düşük. Rekabetçi dünya
anglosaksonlar lehine dönerken, dünyanın doğusunda
mali krizler, batısında şirket skandalları yaşanıyor.
İki
anlayış birbirine yaklaşıyor
Dünyadaki hakim eğilim Anglo - Sakson ile Japon
- Alman anlayışını birbirine yaklaşmaya başladığını
gösteriyor. Anglo - Saksonlar'ın şirkete odaklı
sorumluluk anlayışı özellikle bireysel emeklilik
fonlarının büyümesiyle birlikte toplum odaklı
hale geliyor.
Japon - Alman modelindeki değişime iki tipik
örnek olarak Vivendi ve Sony gösteriliyor. Vivendi
hem Fransız hem de Amerikan kurumsal yönetim
ilkelerini uyguluyor. Fransız mevzuatı zorlamadığı
halde Vivendi yönetim kuruluna yabancıları da
alarak uluslararası hale getirdi. Dünyanın ikinci
büyük medya şirketi Vivendi'ye kurumsal yönetim
ilkelerini uygulatan olay ise 2001 yılında yaşanan
yolsuzluk oldu.
Sony
doğru kurumsallaşma örneği
Aile şirketlerinin pek rastlanmadığı Japonya'da
kurumsal yönetim ilkelerini atak biçimde hayata
geçiren şirket Sony oldu. Sony, Japon Ticari
Kodu'na uygun olarak yönetimini komitelere göre
yeniden şekillendirdi. Yönetim faaliyetleri
ile iş operasyonlarını ayıran Sony, 17 kişilik
direktörler kurulu oluşturdu. Kurul üyelerinin
8'i dışarıdan atanırken, atama - terfi, denetim
ve personel mali işler komiteleri de dışarıdan
gelen yöneticilere bırakıldı.
Yeni
kurallar geldi
Skandallar, krizler derken dünya sermayesinin
yönetim kuralları kabuk değiştirmeye başladı.
Her ülke kurumsal yönetim ilkeleri belirlemeye
başladı:
Kurumsal yönetim mevzuatındaki en önemli gelişme
Amerikan sermaye piyasası otoritesi SEC'in (Security
Exchange Commission) Temmuz 2002'de benimsediği
Sarbane - Oxley Kanunu oldu. New York Borsası'na
kote olacak firmaların yönetim kurullarında
üyelerin çoğunluğunun bağımsızlardan oluşması
şartı getirildi.
SEC kuralları başka ülkelerin şirketlerini de
biçimlendirmeye başladı. 1999'da özerk kurumsal
yönetim komitesini kuran Kore'nin New York Borsası'na
kote ilk bankası olan Kore Bankası denetim,
stratejik ve risk yönetimi benzeri 6 ayrı komite
oluştururak yapısını yeniledi. 16 kişiden oluşan
yönetim kuruluna dışarıdan 'bağımsız ama icra
yetkisi olmayan 12 üye' aldı.
Çok sayıda küresel şirkete sahip olduğu halde
tutuculuğuyla bilinen Japonya kurumsal yönetimdeki
gelişmelere uyum sağlayabilmek için Haziran
2003'de Ticaret Kanunu'nu değiştirdi.
Almanya Kurumsal Yönetim Kodu'nu Mayıs 2003'te
kabul etti. Küresel alanda rekabetçi olmak isteyen
ülkeler yönetim ilkelerini yeknesak hale getirme
çabasına girişti.
'Holding
hissedarına temettü olmaz'
Türkiye'de kurumsal yönetim ilkelerini Sermaye
Piyasası Kurulu (SPK) belirledi. Yılsonuna kadar
tamamlanarak Meclis'e sevkedilmesi planlanan
yeni KİT Kanunu'nun çerçevesini de SPK kuralları
belirleyecek. Kamu şirketi tanımındaki devlet
vurgusu azaltılırken, KİT'lerin birer özel şirket
gibi bağımsız yönetim kurullarınca yönetilmesi
sağlanacak.
Avrupa Birliği (AB) bir adım daha attı. AB yönetimleri
şimdi holding hisselerinin borsalara kote edilmesinin
doğru olup olmadığını tartışıyor. 'Holding değil
bünyesindeki şirketler katma değer üretiyor'
görüşü temelinde holdinglerin hissedarlarına
temettü dağıtmasının beklenemeyeceği tezi dillendiriliyor.
AB'deki tartışmanın yakın gelecekte başka ülkelerde
yankı bulması bekleniyor. Öyle tipik örnekler
var ki; uluslararası bir fon 400 - 500 milyon
dolarlık hisse satın alsa bile küresel bir şirkette
yönetim yetkisini elde edemiyor. Örneğin Kore
devi Samsung'da patron aile hisselerin yalnızca
yüzde 0.32'sini kontrol ediyor. Ama holding
yapısı içindeki çapraz ilişkiler sayesinde aynı
ailenin sahip olduğu hisse yüzde 23.18 oranına
kadar çıkıyor.
Dünyanın bilgisini biraraya getiren Darman'a
"Türkiye'ye dönersek ne dersiniz?" diye sorduk.
Darman sorumuza soruyla yanıt verdi: "Batık
bankalar olgusu gözönündeyken, son derece sığ
sermaye piyasasıyla Türkiye üzerine konuşmaya
gerek var mı?"
|